Recent Posts

29 Aralık 2014 Pazartesi

28.12.2014 Güvenç Göleti Doğa Yürüyüşü

Tüyden hafif olurum böyle sabahlar;
Karşı damda bir güneş parçası,
İçimde kuş cıvıltıları, şarkılar;
Bağıra çağıra düşerim yollara;
Döner döner durur başım havalarda.
       Orhan Veli Kanık

Günler ağır ve kasvetli, zaman geçmek bilmiyor, hüzünler peşimi bırakmıyor, daldan düşen yaprak misali,  uzağımda da olsalar, göçüyor, bir bir yüreğimde saygısını sakladığım insanlar, hayat acımasız yada acımasızmı oldu insanlar, bir pencere lazım bana dört duvara bakmaktansa...
Şairin de söylediği gibi, yer, mekan neresi olursa olsun, doğaya çıkmayı düşlediğim günlerin gecesi ve sabahı içim içime sığmaz, dakikalar kısalıp gideceğine sanki dönüşür saatlere..
Gecenin ilerleyen saatlerinde, çocuklarında zorlanmayacağı bir kaç bölgeye göz atıp yattıktan sonra, sabah Özcan' ın telefonunu beklemeye başladım, dakikalar ilerledikçe, geçen zaman benimde kafamda bulunan 2-3 bölge alternatifini hemen Ankara nın yanı başında, benim için neredeyse kurtarıcı vazifesi gören, bu vazifesinin yanında sahip olduğu toprak yapısı ile her zaman ilgimi çeken Güvenç Göleti bölgesine gitmeye karar verdik.
Yolda kısa alışveriş ve kahvaltı molasının ardından, oğlumun daha önce yürümüş olduğu bu bölge de gördüğümüz fosil kalıntılarını Özcan ve Ulaş'a da gösterebilmek adına  zorlanacak olsakta , başlangıç noktasını düşündüğüm yerden biraz daha geri çekerek, tırmanışa geçtik.
Beklediğimiz gibi, bizim de ilk seferinde yaşadığımız şaşkınlık ve düşünceli bakışları onların yüzünede yansıyan mutluluğun eşliğinde, tırmanarak zaman zaman ayakkabılarımıza yapışan çamurun verdiği zorlukla ilerleyişimizi sürdürdük.Yeni yerlere gitmek her zaman değişik hisler versede, daha önce yürünen bölgelerde, bilmenin verdiği özgüven ile etrafı daha iyi incelemek, doğayı daha iyi gözlemlemek mümkün olmakla, insanın sevdikleri ile birlikte olması yeni yerleri aratmıyor,
doğa çok enteresan ne zaman nerede ne çıkacağı belli olmuyor.daha önce alt seviyeden yaptığım yürüyüşü bu sefer, küçük sızlanmaların eşiğinde sırtın üst noktasından ilk zirvemiz, ardından 1998 yılında yapıldığı üzerinde yazan, sanırım nirengi noktası görevi yapan ikinci zirvemiz de taçlanan göl manzarası eşliğinde ki küçük molamız ardından, o her zaman, yeşilimsi, grimsi toprak yapısı üzerinden sarıkayalar tepesine doğru yöneldik.
Bu nokta ve buraya kadar olan Denis'in dikkatli gözlemleri sayesinde gördüğümüz  3 tane tilki yuvasını inceledikten sonra, yolumuza devam ettik, küçük fotoğraf molaları esnasında, yine Denis'in burada bir şey var bakın bakın, seslenişi ile 10 mt kadar önümüzde olanca hızı ile ilerleyen tavşan bize ayrı bir hava katmış, ilerleyişimizin devamında bize değişik muhabbetlere vesile olmuştu.Öğle yemeği molası vereceğimiz Sarıkayalar bölgesi çok yakınımızda gibi görünse de ulaşmak biraz zaman aldı.Sarıkaya tepede kısa bir manzara keyfinden sonra, tepede sanki bizim için hazırlanmış gibi duran ateş ocağı ve toplanan odunlar, aslında hiç hesapta olmayan ateş yakma isteğimiz ön plana çıkartı, yukarıda  esen rüzgardan korunmak için tepenin altında kuytu bir alan da, taşıdığımız odunları  Özcan' ın üstün marifeti ile çocuklara da kışın nasıl ateş yakılacağının bire bir görsel eğitimi eşliğinde ateşimizi yaktık.     
Dönüş yolunda gölün karşı kıyısından ilerleyişimiz, ayaklarımıza yapışan çamurun zaman zaman çoçukları zorlanması, zaman zaman anlamsız yere kayganlaşan zeminde düşmelerinin verdiği keyif ve kirlenmenin kızgınlığı ile irtifa kaybederek devam etti.varış noktamızda, Türk insanın o misafir perverliği yine ön plana çıkmış, çocukların kısmetlerini tatmış, bugünün bir başka ödülünü almışlardı.
Yüzlerinde ki gülümseme eksik olmasın....
Özcan, Ulaş ve Denis'e çok teşekkürler.





































Tepkiler:

0 yorum :

Yorum Gönder